küçükken hayaller kurardım.

bir çoğunda ünlü bir şarkıcı, bazılarında bir ressam, aktör, bazılarında ise çok ünlü bir futbolcu olurdum. o kadar ünlü bir futbolcuyum ki böyle, leblebi gibi gol atıyorum, fener-beşiktaş hikaye, real madrid dayanmış kulübün kapısına, milyon dolarları sayıyor; gitmiyorum. basın toplantısında soruyorlar bana "dünyanın en büyük kulüplerinden biri teklif yaptı, niye gitmiyorsun" diye, "zaten dünyanın en büyük kluübünde oynuyorum" diyorum. başkan geliyor "oğlum, satmamız lazım seni, büyük paralar veriyorlar, rahatlayacağız" diyor, "ya galatasaray ya hiç, gerekirse para da vermeyin bana" diyorum. öyle de artist bir futbolcuyum.

bugün futbolun geldiği nokta gerçekten çok farklı. milyon dolarlık stadlar yapılıyor, korkunç transfer rakamları dönüyor. eskiden sadece şampiyonların katıldığı, şampiyon kulüpler kupası gitmiş, şampiyonlar ligine bir ülke 5 takım gönderebiliyor, her yıl formalar değişiyor, formaların arkasında futbolcu isimleri yazıyor falan. muazzam bir endüstri. ve bu endüstri sonucunda takımına, formasına, renklerine aşık bir futbolcu yetişmiyor. bir futbolcu, çocukken hayalini kurduğu takımı yüz üstü bırakıp, başka bir formanın arkasına, hatta ezeli rakibinin formasının arkasına ismini yazdırabiliyor. sonra da "akşam yastığa kafamı koyduğumda rahat uyuyacağım" diyebiliyor.

metin oktay'ın durumu farklı. oynadığı zamanlarda klasik parçalı formanın dışında bir forma olmamasına, arkasında futbolcuların isimleri yazmamasına rağmen, metin oktay'ın ismi 10 numaralı formadan silinmiyor. kurduğum hayalleri birebir gerçekleştiren birinin olması, üstelik bu kişinin galatasaraylı olması müthiş bir şey.

bu bünye o kadar çok "kendisini sevenlere ihanet eden" gördü ki, bu yüzden kendisini daha çok özlüyor.

yaşıyor; ali sami yen'de, her on numarada, galatasaray armasının hemen altında, o meşhur fotoğrafında elini koyduğu yerde.

adı silinmiyor.

13.09.2007
Bemek.net yeni yüzü ile yakında burada